Çocuklarda Tüketim Mutsuzluğu

Ülkemizde son 10 yılda bir sosyal mekâna gittiğinizde, bir restoranda ya da bir AVM içinde pek çok tutturan, ısrar eden, ağlayan hatta kendini yerden yere atan çocuklar gözlemlemeye başladık değil mi? Sizce çocuklarda toplu olarak bu gerçekleşen öfke artışının sebebi nelerdir?


Yıllardır çocuklarla olan vaka çalışmalarımda “öfke” dürtüsü üzerine çalışırım. Burada izlediğim vakalarda çocuklarda artan öfke sorunu son 10 yılda yıllara göre ciddi bir artış gösterdi ve göstermeye de devam ediyor. Bu durumun nedenlerine birlikte bir göz atalım istiyorum.


Pek çok ebeveyn çocuğunun istediği bir şey olmadığında kendini yerden yere attığını, bu ağlamalarla nasıl baş edeceğini bilmiyor. Çocuğun yaşadığı öfke krizleri karşısında çaresiz kalıyor ve bugüne kadar öğrendiği her yolu deniyor “çaresizce…!” İşte bu çok önemli bir kelime aslında, ebeveyn olarak çocuğun öfkesi karşısında çaresizleşen ve her ihtiyaç ya da isteğine karşı emrine amade olabilecek bir ebeveyn olarak çocuğun karşısında duruyoruz. Çocuğun itiraz etmek için başlattığı sızlanma önce ağlamaya ardından yerden yere tepinmeye daha sonra katılmaya hatta en sonunda kusmaya kadar gidebiliyor. Bir ebeveyn bu denli şiddetin karşısında ne kadar dik durabilir ki? nitekim bu öfke krizleri ile bir türlü baş edilemiyor. Tek ihtiyaç “sağlam nesne” olsa da henüz bunun farkındalığının ebeveyn olarak yeterince bilincinde olduğumuzu söyleyemem.


Bu yazıda öfke krizleri ile nasıl baş edebilirsiniz değil aslında bu krizlere sebep olan kışkırtıcılıklardan sizlere bahsetmek istiyorum.


Çocuklarımızın hayatında mükemmel istilacılarız!


Bu çok ağır bir cümle oldu sanırım fakat bu cümle belki de bir çocuğun dahi hayatındaki istilayı azaltabilir. Bebeğimiz dünyaya gelmeden önce bebeğin önce odasını kendi zevkimize ve kendi isteklerimize göre dizmeye başlıyoruz değil mi? Bu eşyaların yüzde kaçını kullanıyoruz? Kaç tanesi gerçekten bebeğin ve sizin ihtiyaçlarınızı karşılıyor? Ben sizin için cevap vermem gerekirse, bebeğinizin özellikle ilk bir yılı için hazırlanmış olan mükemmel paketler içinde içinizi ısıtan ürünleri bebeğinizin o daracık odasına yığarken bebeğiniz ile ilk karşılaştığınız andan itibaren % 80 ‘i odasının bir ürünü olarak odasında yer işgal ediyor. Bu istila mıdır? Çocuğumuzun tüketemeyerek sahip olduklarıyla omuzlarına bir yük bindirirken ilk uyarıcılarımızı bebeğimize yüklemiş oluyoruz.


Sevgimizin göstergesi çocuğumuza aldığımız markalı ve çeşit çeşit oyuncaklar değildir!


Teyzeler, amcalar, babaanneler ya da annene, dedeler… Savaş dönemi ve sonrasında yaşamlarında kıtlık geçmiş olan atalarımızın nesilden nesile elde avuçta ne varsa çocuğa verme fikri yıl 2017 iken hala devam ediyor. Bu aslında dürtüsel olarak neslimizi koruma içgüdümüz ve çocuklarımıza bir değer göstergemiz olsa da tüketim kültürünü hayatımıza reklam ve pazarlama ile içselleştirdik. Biz yetişkinler sokağınızdan, evinizdeki televizyonlara hatta elimizde telefonlara kadar pek çok ekran ya da görselde reklamlar ve “tüket”- “ideal olan …bu…” diyerek bizleri istila ederken, biz yetişkinler de en sevdiğimiz varlık olan çocuklarımızı olması gerekenler, markalar, çeşit çeşit oyuncaklar, zekâ geliştiren, başarı garantili, eğiten, geliştiren, güzel gösteren…. Tüketim çılgınlığının içine dahil ettik ve bunun adına da “sevgi” dedik.


Onlarla geçirmediğimiz her zamanının telafisi bir oyuncak ya da mutlaka bir çikolata mı?


Peki ya özlemek, çocuklarımız ile aramızda mesafeler olması geliştirici ve olgunlaştırıcıysa? Çalışan ebeveynlerin en büyük vicdani borcu olan çocukları ile geçirmedikleri zamanı sürekli tüketerek ve alınan nesnelerle gidermeye çalışması bir yerden sizlere tanıdık geliyor mu? Bu nesnelerle çocuğumuzun hayatında boşluklarımızı kapatma eylemimiz çocuğumuzun hiçbir koşulda eksiği ya da bir durumun gerçekleşmemesini kabul edememe durumuna yol açar. Çok iyi niyetlerle çalışan anne baba olarak çocuğunuzu gördüğünüzde her istediğini yapmaya, ısrar ettiği şeyi ona sunmaya hatta çocuk istemeden bütün varlığınızı önüne sermeye başlarsınız. Bu durum çocuğun bencil, hayatta hiçbir yokluk ya da eksikliğe karşı sabır geliştirmemesine sebep olur. Tabi ki çocuğunuzla aranızdaki sevgi diliniz ise artık bir alışverişe dayalı olduğunu da söylemeliyim. Burada çözüm çocuğunuzun hiçbir isteğini almamanız değildir. Bize reklam ve pazarlamanın istilasıyla “tüket” emrinin dışına çıkarak çocuklarınızla sevgi ve güvene dayalı ilişki kurmanızdır. Bu ilişkiyi kurmak için öncelikle tüketici uyarılardan uzak durmak ve ihtiyaçlarınızı “gerçekten gerekli mi?” sorusunu kendinize sorarak satın almanızı öneririm. Böylelikle çocuğunuz aldıklarınız ya da sahip olduğu eşyalar üzerinden değil sizin ona manevi olarak sunduğunuz değerler üzerinden sizinle iletişime geçecektir.


“Tüketim ihtiyaç dışında olmaya başlarsa yaşamımızdaki tüm ruhsal boşlukları sadece isteyip elde ederek gidermeye çalışırız.”


Tüketim çılgınlığı özellikle çocuklarımızı değil aynı zamanda bizleri de hedef alır. Tükettiğin zaman mutlu olursun, tükettiğin zaman tamamlanırsın, tükettiğin kadar değerlisin, tükettiğin kadar akıllı, güzel, başarılı… ve liste uzar, gider. Biz yetişkinler geçmişten bu yana maruz kaldığımız psikolojik baskılar ve sağlıksız bir ruh halimizi bize öğretilen ve maruz kaldığımız tüketim çılgınlığı ile tamamlamaya çalışırken çocuklarımıza da bu öğrenilmiş çaresizliğimizi aktarmaya büyük bir hızla devam ediyoruz.

20 Kasım Çocuk Hakları günü ile beraber çocuklarımızın fiziksel değil ruhsal ihtiyaçlarının giderildiği, sevgi ve onayı her ihtiyaç duyduğunda ebeveyninde beklentisiz ve koşulsuz karşıladığı, oyun ve özgürce hareket ederek merak ve öğrenme ihtiyacını giderdiği ve en önemlisi büyümenin sancısını ebeveynin “sağlam nesne” olarak kudret ve güvenle karşılandığı ilişkiler, aileler ve bir dünya içinde yaşanması dileğiyle….


Not: “Sağlam Nesne” ilişkisini detaylarıyla “İstila Edilen Çocuklar” kitabından bilgi edinebilirsiniz.



Gözde ERDOĞAN ŞAHENK




65 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör