Çocuklara Öğrenmeyi Öğretmek

Son zamanlar “öğrenmeyi öğrenmek” kavramı sıklıkla karşımıza çıkıyor. Çocukların yaşamında öğrenme becerisinin kazanılması söz konusu bile değilken öğrenmeye karşı isteğin ve arzunun oluşması, öğrenme biçimlerinin farkına varılması ve her çocuğun bireysel farklılıklarını gözeterek öğrenme biçiminin planlanması okuldaki başarı ve yaşamsal beceriler konusunda önemli bir etkiye sahiptir. Öğrenme süreci ile ilgili ebeveynler olarak farkına varmamız gereken birkaç önemli aşamayı da sizlerle paylaşmak istedim.


Doğduğumuz andan itibaren yaşadığımız eksikliği bilgi ve deneyim ile telafi ederiz!


Bir bebeğin dünyaya eksik, aciz ve yetersiz bir seviyede geldiğini unutmamalıyız. Bu nedenle çocuklar öğrenme biçimlerini öncelikle yaşadıkları acizlikten kurtulmak, bağımsızlaşmak ve eksikliği deneyime dönüştürerek hayatta kalırlar. Bu nedenle doğduğumuz andan itibaren hayatta kalabilmek adına algılarımız açık ve öğrenmeye hazırızdır.


Çocuklar öğrenme arzusunu deneyim ile tamamlama eylemindedir!


Düşünün ki bir bebek yaşamın birinci yılında sadece dinleyerek değil, gözlemleyerek, kısıtlı imkanlarla deneyerek, tadarak, dokunarak, sürünerek öğrenimim sürecini deneyimler. Hepimiz için yaşamın birinci yılından itibaren beş duyumuzu destekleyen deneyimler ile yaşamın içinde aktif halde öğrenmeye açığız. Bu nedenle okul çağı çocukların hatta biz yetişkinlerin bile öğrenme modelleriniz tekrar gözden geçirerek okul çağı çocukların öğrenme modellerini yeniden düzenleyebiliriz.


Çocuklar pasif dinleyici olarak değil aktif hareket halinde öğrenirler!


Okul çağı çocukların yaşamlarındaki doğal olarak karşıladığımız pek çok baskı unsuru vardır. Sınıflarda oturma süresi, beklenilen dikkat süreleri, başarılması ve kazanılması gereken puan sistemleri v.b. Öğrenim ihtiyaca göre olmalıdır. Bizler sonuç odaklı değerlendirdiğimiz sürece çocuklar için öğrenimi kaygıdan uzak, merak ve hevesle öğrenme olarak değerlendiremeyiz. Öğrenme çocuğun kendini güvende ve rahat hissettiği, kendine ve karşıdaki lider ya da öğretmen ile kurduğu güvenli ilişki, başarı odaklı değil meraka dayalı, süreç odaklı değerlendirildiği sürece sağlıklı gerçekleşebilir. Maalesef ki ezbere öğrenimi desteklerken sadece puan odaklı bir yaklaşım ile çocukların öğrenme biçimlerini değiştirerek edinilen bilgilerin hayattaki yerini bulamayan çocukların tek değerlendirme biçimi puan skalasına göre olacaktır.


Ders yapmak bir görev mi?


Ders yapmak öğrenilen bilginin tekrarı, farklı kombinasyonlar ile yaşamdaki karşılığının bulunabilmesi için bir fırsattır. Genellikle ders yapmak ya da çalışmak çocuklar için kötü, kaçınılan ve sıkıcı bir eylem olarak değerlendirilmekte, bu durumu gereksiz bir gereklilik olarak değerlendirmekteler. Bu noktada eğitimci ve ebeveynlerin ders ya da ödevlere karşı yaklaşımı, bilginin çocuklara nasıl sunulduğu ve çocuğa karşı baskı kurulup kurulmadığı önem taşıyor. Ders yapmaya karşı ilgi duyulmalı ve bundan keyif alındığında çocuğun kaygısı azalır aksi halde kaygıyla başarı odaklı ilerlendiği zaman başarı hırsla bilenebiliyor. Bu nedenlerle öğrenim ve ders sürecinde bir çocuğun tatmini, aldığı zevk ve mutluluk beklenemez.


Hiçbir tehdit öğrenmeyi desteklemez!


Başarılı olmadığında ebeveyninin sevgi ve ilgisini kaybedeceğini düşünen bir çocuğun bilgiyi hevesle öğrenmesini bekleyebilir misiniz? “Senden tek beklentimiz derslerine çalışman” sorunsalı vardır. Halbuki bir çocuğun yaşamının içinde öğrenim sadece dersler ile değil yaşamın tüm becerileri ile gerçekleşir.


Bir çocuğun ders çalışması için ona sunulan imkân ya da imkansızlıkların çocuğun derse karşı ilgilisini ölçmenizde size yararı olabilir. Bir duruma karşı yaptığınız yatırım fazlalaştıkça beklenti yükseliyor. Çocuğun altından kalkamayacağı kadar büyük bir yüktür bu durum.


Büyüyünce ne olacaksın?


Çocuğun yarını le ilgili zihninde fikir birliği olmadan ortaya atılan belirsizliklerle ilgili bu sorunun gerçek bir cevabı yokken ebeveynler olarak bu soruyu sormaya devam ediyoruz. Çocuğun cevabını veremeyeceği soruları onlara sormayın. Gelecek ile ilgili ilgi alanları ve beklentiler adım adım yaşamla ilgili geliştirdiğimiz yetenek ve doldurma istediğimiz boşluklarımıza göre şekillenir.


Çocuğunun hedefi gerçekten ona mı ait yoksa senin isteklerin mi?


Yapamadıklarınızı çocuklarınıza yüklemek gibi bir özelliğimiz var. Hayatta bizlere keyif veren, hayallerimizde kalan her şeyi çocuklarımızın hayata geçirmesini arzuluyoruz. Bu durum çocukların omuzlarında bir yük olurken aynı zamanda hayattan aldıkları zevki, gerçek hobilerini ve onları heyecanlandıran durumları fark etmelerinde en büyük engeldir. Bir çocuğun büyüme maratonunda çocuğun kendini ifade edebileceği, onu heyecanlandıran ilgi alanlarının ortaya çıkabilmesi için zamana ve alana ihtiyacı vardır. Bu büyüme maratonunda biz anne babaların verdiği olumlu ve olumsuz tepkiler ile, çocuğa sunulan ortamlar ile ve cümle aralarında bizi heyecanlandıran hayallerimizi çocuğa dayatırken çocukların ilgi alanları sayemizde şekilleniyor. Bu nedenle kendi çocukluğumuza ait olan deneyimleri ve hayalleri bir kenara koyup çocuğun öğrenmeye hevesli olduğu alanları belirleyerek öğrenme ihtiyacını geliştirebilirsiniz.



Gözde ERDOĞAN ŞAHENK




8 görüntüleme0 yorum