ÇOCUKLAR EKSİKLİK OLDUĞU SÜRECE OLGUNLAŞIR…

Güncelleme tarihi: 7 Mar

Düşünsenize bizler dünyaya nasıl geliyoruz?


Eksik, aciz, bir bakım verene bağımlı olarak dünyaya geliyoruz. Hayata ilk geldiğimiz andan itibaren ağlıyoruz…


Ağlamak içimizin bağımlılığını dışa vururken aynı zamanda “bana yardım et” çağrısıdır. Artık bir bebeğin ağlamasının bir yardım çağrısı olduğunu hepimiz biliyoruz değil mi?


Peki bir çocuğun hayatındaki bize olan bağımlılığı bedeninin, zihninin yetersizliği ve eksikliğinden kaynaklanmıyor mu?


İşte bu eksiklik ile beraber bebeğiniz büyümeye ve gelişmeye başlıyor. Bir insanın hayatında tamamlamak ya da doldurulmak üzere olan bir boşluk olmadığı sürece gelişim, büyüme ve olgunlaşma olamaz.


Örneğin; Bir çocuğun hayatında her istediği o daha işaret parmağı ile göstermeden bile yerine geldiğinde sizinle iletişime geçmeye ya da sizinle konuşmaya karşı ne kadar istekli olabilir. Konuşmayı bir ihtiyacı olarak görebilir mi?


Bir çocuğun hayata karşı duyduğu merak olmasa, önündeki en önemli liderler anne babaya benzemek için çaba sarf etmese;

Emekleme, tutunarak kalkmaya…

Tutunarak kalkma, adımlamaya…

Adımlama, yürümeye…

Yürüme, koşmaya…

Sesler, hecelere…

Heceler, kelimelere…


Gelişim eksikliklerimizle tamamlanır. Bir taraftan fiziksel eksiklerimiz fiziksel gelişimimizi tamamlarken aynı işleyiş ruhsal gelişimimiz için de geçerlidir. Ruhsal gelişimiz ve olgunlaşmamız için de eksikliğe ihtiyacımız vardır.


Peki; çocuğunuzun ağlaması, başarısızlığı, bir istediğine hemen sahip olamaması, tutturması ve çocuğunuzun hayatındaki eksikliğe karşı toleransınız nedir?


Değişen dünyamızda son 10 yıl hayatımıza pek çok yenilik ve değişimi katarken, ebeveynlikte farklı yaklaşım ve bakış açılarını da beraberinde getirdi. Güncel, popüler ebeveynlik…, yaşamımıza internetin kolay erişebilirliği ile birlikte gelen bilgi kirliliği, bütün bu güncellenen bilgiler doğrultusunda ebeveynliğimiz yeni bilgiler ve kendi ebeveynlerimizden getirdiğimiz alışkanlıklar arasında sıkışarak ebeveynlik yapmaya çalışmalarımız… Bütün bu arada sıkışıp kalan ebeveynlik denemeleri ile çocuklarımızı sürekli fiziken ve ruhen tamamlamaya çalışan, çocuklar karşısında acizleşen ve sürekli bu kadar varlık için yokluğu içimizde hissedip kendimizi yetersizlikle suçladığımız bir dönem…

Mükemmel ebeveyn olmaya çalışırken mükemmel çocuklar yetiştirmek istiyoruz.


Çocuklar eksiklerle büyür ve olgunlaşır. Düşünsenize yaşamınızdan pek çok fedakarlığı yaparak bir çocuk sahibi oluyorsunuz ve çocuğunuzu yetiştirmek için sürekli mükemmel olmaya çaba sarf edip kendinizi unutma yolunda hızla ilerliyorsunuz. Bu kadar çaba sarf ettiğiniz ve sürekli kendinizden kontrolsüzce fedakârlık yapmanızdaki sebep nedir? Çocuğunuzun daha iyi, daha güzel, daha sağlıklı, daha, daha, daha… Unutmayın ki hayatta bir şeye ne kadar yatırım yaparsanız karşılığında büyük beklentilere kapılırsınız. Bu durum işiniz, aşkınız ve çocuklarınız için de geçerlidir. Çocuklarınıza çok iyi niyetlerle kendinizi unuturcasına yatırım yaparken aynı zamanda büyük beklentilere girerek çocuğunuzun o küçük omuzlarına büyük yükler bırakıyorsunuz.


Çocuklarımızın hayata karşı ayaklarının yere sağlam basmasını istiyorsak, kandırmayacağız.

Çocuklarımızın hayatına kuralları neden sağlıklı bir şekilde koyamıyoruz? Gerçekleri söyleyemiyoruz? O sürekli istediğinde her seferinde istediğini vermek ihtiyacı hissediyoruz? Çünkü onların ısrarlarına bazen kıyamıyor bazen sabır gösteremiyoruz değil mi?


Kural koyamıyoruz çünkü;

Ağlıyor ve ben sese tahammülüm yok.

Ağlıyor ve ben onun üzülmesine dayanamıyorum.

Ağlıyor ve benimle zaten çok az zaman geçiriyor, şimdi ağlayarak mı zaman geçirelim.

Tutturuyor ve ben çok yokluk çektim onun tutturduğunda yoksun kalmasını istemiyorum.

Tutturuyor ve ben sürekli hayır dediğim için eşimle bu sefer çatışıyoruz.

Tutturuyor ve beni rezil ediyor el aleme


Peki çözümün ne?

Ağladığında kandırıyorum. Hemen dikkatini bir şeylerle çekmeye çalışıyorum.

Ağladığında ona sabırla açıklıyorum neden hayır dediğimi… (Yaklaşık 10 cümleyle)

İstediğini hayır desem de alıyorum.

Ekran açıyorum ki biraz sussun ve dikkati dağılsın diye…

Şimdi sizinle bir sır paylaşacağım. Ya bütün bu saydıklarım aslında çocuğunuzun hayattaki öğrenme fırsatlarıysa ve bütün bu öğrenim fırsatlarını kendi ellerinizle itiyorsanız?

Çocuğunuzun hayatın içinde karşılaştığı her zorluk ve hayatın rutin olması gereken, sağlıklı kuralları ya da sınırları aslında kendini geliştirmesi için bir öğrenim fırsatıdır. Bu fırsatları ruhsal bir öğretime dönüşmesini anne baba olarak destek olmalıyız. Benim her zaman söylediğim bir cümle var.


“Hayata çocuğunuza göre şekil vermeyin. Çocuğunuzu adım adım hayata hazırlayın.”


Şimdi bütün bunları nasıl yapacağız? Çocuğunuzun önce öfkesi, yaşadığı acizlik ile baş edin. Bırakın tuttursun, ağlasın, söylensin, küssün ve “seni sevmiyorum”, “sen git” cümlelerini bile özgürce kurabilsin. Siz yeter ki onu, tehdit etme, bağırma, kandırma. Sabırla öfkesinin dinmesini bekle!

Çocukların yaşadığı eksiklik onları olgunlaştırır.

Bir oyuncak kırıksa, kırık oyuncakla bambaşka oyun kurmayı öğrenir.

Bir öğünü atladıysa bir sonraki beslenme öğününe kadar beklemeyi öğrenir.

Bir oyuncağı kaybettiyse, oyuncaklarına sahip çıkmayı öğrenir.

Bir kıyafeti yanlış giydiyse terleyerek ya da üşüyerek doğru kıyafet giymeyi öğrenir.

Düşerse kalkmayı,

Hayatlarla daha iyisini yapmayı,

Kaybederek kazanmayı öğrenir.

Çocuklar tüm eksiklerle baş edebilir. Çünkü onlar dünyaya sıfır noktasında gelen ve her anını gelişerek tamamlamaya çalışan bir varlık. Tıpkı bizler gibi… Yeter ki biz yetişkinlerin eksikliğe karşı sabrımız, toleransımız olsun…


Gözde ERDOĞAN ŞAHENK




273 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör