ÇOCUK HAKLARI

Herkese Merhaba,


Uzun bir süre sonra bloğuma tekrar yazı hazırlayabilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Taktir edersiniz ki ülkemizde sürekli değişen bir gündemimiz var. Bu haftaki yazımda dün sonlanan adalet yürüyüşünün etkisinden ve çocuklarımızın haklarından bahsedeceğim.


Dün instagramda profesyonel hesabımdan “Adalet çocuklarımızın kendini güvende hissetmesi için tek çıkışımızdır.” Yazılı olan bir post paylaştım. Buradan aldığım geri bildirimler sebebiyle bu yazının yazılması şart oldu.


Ufak bir bilgilendirme;


Profesyonel sayfam; profesyonel yaşamım ve çalışmalarım ile ilgili iletişimde olduğumuz, ebeveynlerin güvenilir bir bilgiye ulaşması ve çocukları ile yaşadıkları zorluklara çözüm arayışı içindeyken sağlıklı bir yol haritası oluşturmalarında sadece bir araçtır. Bu önemli kitle iletişim aracı hiçbir koşulda bir siyasi görüş, güç gösterisi, teşhir aracı ya da polemik alanı değildir.


Asli sorumluluğumuzun farkında olmalıyız…


Ebeveynliğin görevinin yalnızca çocuğu geliştirmek değil asıl bu gelişim yolculuğunda kendi zihinsel ve ruhsal gelişimlerini sağladığı felsefesini dayanak olarak benimserim. Bu gelişim yolculuğunda aynı koşullarda bir çocuğun hayatında olumlu bir değişimde ufak da olsa bir payım olması beni iyileştiren yegâne yakıttır. Bu nedenle bir çocuğun yaşamı bile büyük bir sorumluluğu getirirken, toplumun bel kemiği olan geleceğimiz, çocuklarımız ile ilgili söylediğim her cümlenin etkisinin şahsım olarak farkındayım.


Bir çocuk için dünyayı değiştirebiliriz. Ama bu değişime önce kendimizden başlamalıyız. Ancak bu koşullarda sağlıklı bir geleceği şimdiden yapılandırabiliriz.


“Hayat Evde Başlar”


Sağlıklı bir geleceği ancak ve ancak andaki öğrenme fırsatlarını yakalayarak sağlayabilirsiniz. Üzülerek söylemeliyim ki, çocuklarımızın hayatında farkında olmadan onları pek çok farklı alanda “istila” ediyoruz. Onların sağlıklı yetişmelerini istiyoruz, bir yabancıya hayır demesini istiyoruz. Kendini korusun istiyoruz. Ayakları üzerinde dursun istiyoruz. Başarılı olsun istiyoruz. Korkmasın, cesur olsun istiyoruz. Kendini güvende hissetsin istiyoruz. Ne kadar çok şey istiyoruz değil mi? Peki bunun karşılığında ne yapıyoruz?


Çocuk Hakkı 1;

Çocuk Bedenine Dokunma!


Çocuğun dudağından öpmeyin! Neden mi? Çocuğun bedenini daha anne babasına karşı koruyamıyor. Bir adım sonra çocuğun bedenini bir yabancıya karşı korumasını bekleyemezsiniz. Kaldı ki dudaktan öpmek bir sevgi göstergesi değil çocuğun düşlemsel olarak erotize eden bir davranış biçimidir. Burada davranışsal yaklaşımda çocuğun olumsuz bir davranış kazanımını desteklerken, analitik yaklaşımda çocuğunuzun ödipal düşlemlerini harekete geçiriyorsunuz.


Çocuğun öpmeme, dokunulmama hakkı vardır. Bir çocuk hoşlanmadığı bir insanın kucağında daha 6 aylıkken bile tepki göstererek inmeyi ister. Bu bir bebeğin duyguları nasıl analiz ettiğinin kanıtıdır. Bebeğin temelde hissettiği duygu güvendir. Burada güven duygusunu tehlikeye sokacak herhangi bir durum, kişi ya da duygu varsa buna karşı bir savunma geliştirir ve kendi güvenli alanına kendini geri götürür. Bu bebek ve çocuklar için önemli bir sinyaldir. Burada çocuklara öğreteceğimiz bir bilgi yok burada çocukların tepkilerinden öğreneceğimiz bir bilgi vardır. Benim çok sevdiğim bir sözü getirir aklıma;


“Senin özgürlüğün benim burnumun ucuna kadardır!”


Çocuğun bedeninin kendine ait olduğunu algılaması, fark etmesi ve koruması bir gelişimsel süreçtir. Bu bilgiye erişmesi farkındalık değil yalnızca bilgi olacaktır. Bu nedenle çocuklarınıza “özgür irade ile kendi kararlarını vermeli” diyerek ilk başta severken, okşarken sevdirtmedi diye “neden?” sorusunu sormanız içimizdeki tutarsızlığın en önemli göstergesidir. Be nedenle çocuğun beden algısı ve farkındalığının bedenini görmesi ve bilmesi değil farkındalığını kazanması için yardımınıza muhtaç olduğunu unutmamalısınız.


Çocuk Hakkı 2;

Çocuğun Kendi Hayatın ile İlgili Hiçbir Seçimine Karışamazsın!


Bu cümlem kafanızda pek çok farklı soru işareti uyandırdığını tahmin edebiliyorum yalnız nasıl olur da çocuk kadar yetersiz, aciz ve bize bağımlı bir varlığın kendi hayatı ile ilgili kararlara biz ebeveyn olarak karışamayız? Bir bebeğin erken dönemden itibaren doyduğu anda emmeyi ya da biberonu ağzından çıkardığı gerçeğini göz önünde bulundurursak, ilk dönemden itibaren bebeğin kendi bedeni ve hayatı ile ilgili kararları almakta ne kadar profesyonel olduğunu gözlemliyoruz. Gelişim Akademisini kurduğum yıldan bugüne kadar binlerce çocuk ve bebek gözlemi ve ruhsal ve fiziksel gelişiminin takibinde gözlemlediğim, ebeveyn tutumlarını deneyimsel çalışmalarımın karşılığında her çocuğun bedensel ve ruhsal farkındalığını kazanabilmesi ve özgüven ve ebeveyn ile kurduğu güven ilişkisinde temel hakkı olan seçme özgürlüğünü kendisine devrettiğimizde ebeveyn ile güven ilişkisinin pozitif desteklendiğini gözlemliyoruz. Bu kurulan güven ilişkisi ise çocuğun hayatında, zihinsel gelişimden, olgunlaşma sürecine kadar olumlu pek çok farklı pozitif kazanım olarak karşımıza çıkıyor. Bu seçimlere örnek verecek olursam; çocuğunuzun odasından üşüse de kıyafet seçimine kadar. Çocuğunuzun düşük not alsa bile ders çalışma sisteminden, kişisel bakımına kadar. Sosyal ilişkilerindeki seçimlerden, toplumsal kalıp yargılara verdiği tepkilere kadar geniş bir seçme özgürlüğünü içinde barındırır.


Bu söylediğim seçim haklarını çocuklara devrettiğimizde nasıl hayatın kurallarını öğreterek toplumsal yaşama hazırlayacağız?


Bu seçim hakkını çocuğunuza devretmeniz hiçbir beceri ya da bilgiyi öğretmeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Ebeveynin yegâne görevi her koşulda bebeğin ya da çocuğun yaşamını yapılandırmak olmalıdır. Burada çocuğun özerkliği ve seçimlerini organize edebileceğiniz ortamları yaratmanız yani çocuğunuzdan bir adım önce olmanız gerektiğini unutmamalısınız. Burada diğer hak olan güvende olmaya geçeceğim…


Çocuk Hakkı 3;

Her Çocuğun Güvenliğinden Biz Sorumluyuz!


Bir önceki adımda çocukların ortamını bizim yapılandırmamız gerektiğinden bahsettim. Buradaki amacım; çocuğun hayatı deneyimleyebileceği, hatasıyla ya da kazançlarıyla, başarı ya da başarısızlığı ile harekete geçebileceği bir ortamı yapılandırmak ebeveynin ona sunduğu ortam ile alakalıdır. Bu ortamı sağlayabilmek için çocuğunuzdan bir adım önce olmalısınız. Neye ihtiyacı olduğunu ona sorarak değil onu sessizce gözlemleyerek, onun ihtiyaçlarını tahmin edip seçme özgürlüğünü ona sunarak. Seçimlerine saygı duyarak yapabilirsiniz. Bunların oluşabilmesi için ebeveynin güçlü, gözlemci, sakin ve akılcı olması gerekir. Çocuktan her zaman bir adım önce olmak demek ciddi bir yatırım, gözlem ve sabır sürecidir. Bu becerilere sahip olmak için de çaba gereklidir. Bu nedenle ebeveynin yalnızca bilerek kendini geliştirmesi değil değiştirmek için çabada olması önemlidir. İşte bu çaba sayesinde güvenilir ve güçlü bir lider olabiliriz!


Yukarıda bahsettiğim becerilere sahip olmak kolay değildir. Bunu kabul ediyorum. Özellikle ebeveyn olarak çocuklarımızı, öfkelerini, davranışlarını hatta kaygılarını bile kontrol altına almakta, azaltmakta, çözüm bulmakta bu kadar yetersizliğimizi hissettiğimiz bir dönemde! Ben burada yetişkin dünyasında ne kadar çok yapmanız gereken işler ve sorumluluklar varken bu değişimi nasıl sağlayacağınız konusundaki endişenizi anlıyorum. Haklısınız da! Ama ya çocuklar?


Çocuklar hayatın en başında, yaşamla ilgili neredeyse hiçbir bilgiye sahip olmayan yalnızca onları hayatta tutan dürtüsel ihtiyaçlarını gideren varlıklardır. Bize muhtaçlar…. Bu sadece beslenme, barınma ve uyku gibi ihtiyaçlar için değil bizim bilgimize, şefkatimize, güvenimize, liderliğimize muhtaçlar!


Kendini yetersiz ve aciz hisseden bir ebeveynin çocuğuna güven verme olasılığı nedir? Ben size yanıtlayayım. Güven dediğimiz ilişki yalnızca ebeveynin verdiği sözü tutması değil ebeveynin hayatta kendine olan güvenine kadar dayanır. Bu nedenledir ki özellikle yaşadığımız dönemde çocuklar yaşadıkları güven sorunu ile ya ebeveyn olmak zorunda kalıyor ve biz yetişkinleri parmağında oynatıyor. Ya da çaresizliklerini anlamsız öfke nöbetleri ile dışa vuruyorlar. Bu biz yetişkinlerin değişmesi için en önemli sebeptir. Umarım bu bizleri bir nebze de olsa harekete geçirir. Çünkü çocuğunuzun size ve sizin verdiğiniz güvende duygusuna ihtiyacı var!


Çocuk Hakkı 4;

Çocuk bir bireydir! Yetişkin de değil bebek de değil!


Bir çocuk dünyaya geldiği andan yürüme zamanına kadar geçen bağımlı olduğu evreye bebeklik dönemi denir. Çocuğun gelişimsel sürecini pek çok kuramcı farklı isimler ve farklı bakış açıları ile yorumlamıştır. Piaget, S. Freud, Montessori, Gestalt. Her kuramcı farklı bir bakış açısı ile gelişimsel evreleri değerlendirirken, bebeklik döneminin 2 yaşa kadar uzatan yaklaşımların da var olduğunu söylemeliyim. Burada fark edilmesini istediğim ise bebeklik dönemi, fiziksel, zihinsel yetersizliğin ve bağımlılığın en yoğun yaşandığı dönemdir. Burada analitik yaklaşımda yürüme özgürlüğün ilanı olarak betimlenir. Bu yaklaşımı benimseyerek, bebeklikten çocukluğa geçiş fiziksel ve ruhsal olarak yürüme ile gerçekleşir. Bu nedenle çocuğunuza yürüdüğü halde bebek sıfatı ile yaklaşıyorsanız çocuğunuzun büyümesi için yeterince fırsat verip vermediğinizi değerlendirin derim. Bir bebeğin ve çocuğun büyüyebilmesi için büyümesine fırsat verecek, ortamı sağlayacak ve ona inanacak bir ebeveyne ihtiyacı vardır. Bu nedenle çocuğunuza yaşına göre davranmalısınız. Buna ilk olarak bebek gibi konuşarak değil insan gibi normal bir ton ve tutum ile konuşarak başlayabilirsiniz.


Aynı durum yetişkine dönüştürülen çocuklar için geçerlidir! Her çocuk, çocukluğunu yaşamaya hakkı vardır. Bunu elinden almaya hiçbir yetişkinin hakkı yoktur.


Geçmişte (belli kesimlerde hala) erken dönemde çocuklara aile tarafından verilen haksız yükler sebebiyle çocukların iş yaşamına erken dönemde atılması, yaşadığı ortam sebebiyle yaşamın acımasız gerçekleri ile korunmadan yüzleştirilesi çocukluğunun ve tüm haklarının acımasızca elinden alınmasına şahit olurduk. Hayatımızda hala az da olsa örneklerini gördüğümüzü unutmamalıyız. Bu hırsızlığı bir de farklı yollardan yapar olduk. Erken dönem çocukların bir yetişkin gibi giydirilmesi, lüks tüketim araçları ile yaşamlarındaki oyun haklarının elinden alınması ve bu davranışlarının onaylanarak küçük adam/ genç kızların ortaya çıkarılması bir çocuğun yaşamına yapılan en büyük haksızlıktır. Bir çocuğun lider olarak ebeveynini benimsemesi ve örnek alması, ona benzemek için onun kullandığı malzemeleri takıp- takıştırması çok doğal bir istek olmasına karşı bu malzemelerin gerçeklerini ya da güya çocuklar için yapılmış olan malzemeleri çocuklara sunmak ve onlara satın almak “sen yetişkinsin” / “sen ben gibisin” demenin bir yoludur. Burada çocuğun doğal gelişimsel süreçte geliştirdiği “model alma” davranışının anne baba tarafından hedefe dönüştürülmesi çocuğun büyümesi için sağlıklı bir amaçtır. Büyümek ve gelişmek için eksikliğe ve bu eksikliği gidermek için amaca ihtiyacımız olduğunu unutmamalıyız.


“Amaç ve eksiklik yoksa gelişim de yoktur!”


Peki bunu nasıl mı sağlayacağız?


Örneğin oje; (En sık gördüğüm örnek ojedir ama erkek ya da kız çocuklarına bir yetişkin eşyalarına örnek birçok malzeme olduğunu görebilirsiniz. Mesela topuklu ayakkabılar, takım elbiseler, çocuk makyaj malzemeleri ….)


“Tatlım bu büyüklerin kullanabileceği bir şey ama sen biliyorum ki kullanmayı çok istiyorsun. Bunun için …. Yaşına kadar beklemen gerekiyor. Ama dilersen elindeki kutuyu ojeymiş gibi kullanabilirsin. Hatta bana oje sürer misin?


Bu gösterdiğim basit bir diyalog olduğunu unutmamalısınız fakat bizlerin bu gerçeği söyleyemememizin daha öncelikli sebebi var. O da çocuğumuzun bize olan tepkisi yani öfke dürtüsü (yaşanılan acizlik). Burada 3. Madde de bahsettiğim çocuğumuza güven vermek zorunda olduğumuzu unutmamalıyız. Güven, sakin, sevecen ve şefkatli, çocuğu kapsayan bir ebeveyn olmaktan aynı zamanda yaşamın gerçeği ile yapılandırılmış bir ortamda çocuğun yaşayarak öğrenmesine fırsat veren, kural koyan ve bu süreçte de çocuğun zorluğunda yanında olan ebeveyn olmanızdır. Aslında çok sevdiğim ve fikirlerini rehber olarak aldığım, Melanie Klein’ın “sağlam nesne” teorisinde bahsettiği, İstila Edilen Çocuklar kitabımda yorumladığım gibi Sağlam Nesne olmanızdır.


Herkese şefkat ve güveni hissettiği, hissettirdiği bir hafta diliyorum.

Sevgiler...


Gözde ERDOĞAN ŞAHENK





148 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör